| Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Eserleri |
|
26 Mayıs 1904'îe sabaha karşı dünyaya geldi Ahmet Necip Fazıl Kısakürek.
Başı gövdesinden büyük olan ve doktorların yaşama şansı vermediği bu
çocuk evin tek erkek evladıydı. Okumayla erken yaşta tanışan ve tutkulu
bir okuyucu olan Necip Fazıl'ın mektebe olan bağlılığı ise çok güçlü
değildi. Anaokulu yaşlarında Fransız Mektebine başlayan Necip Fazıl'ın
eğitim serüveni; Amerikan Koleji, mahalle mektebi ve Rehber-i İttihad
Mektebinde devam etti.
1916 yılında "Ne oldumsa bu mektepte oldum" dediği, Deniz Harp Okuluna başladı. Yahya Kemal Beyatlı ve Hamdullah Suphi gibi önemli isimlerle tanıştığı bu okulda "şair" lakabıyla ilk aruz talimlerine başladı. 3 yıl eğitim gördüğü bu okuldan diplomasını ilave edilen 4. Yılı bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra Avrupa'ya tahsile gönderilen ilk talebe grubu içerisinde Paris'e gönderildi. Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde eğitim gördüğü bu yıllar kendi tabiriyle bir bohem içerisinde geçti.12 yaşında şiire başlayan Necip Fazıl'ın ilk şiir kitabı 1925'te bastırdığı "Örümcek Ağı" oldu. Bu eseri büyük bir üne kavuştuğu "Kaldırımlar" ve "Ben ve Ötesi" adlı şiir kitapları takip etti. Eserleriyle büyük beğeni toplayan ve "Üstad" olarak anılmaya başlanan Necip Fazıl'ın bu yılları aynı zamanda felsefi arayışların sürdüğü ve bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı yıllardı. Kavuştuğu şöhretin ve yaşadığı bohemin zirveye ulaştığı bu yıllar yani Üstad'ın 30'lu yaşları, arayışın da zirvede olduğu sıkıntılı zamanlarıydı. O zamana kadar ki hayatının derin bir melankoliden ibaret olduğunu söyleyen Üstad şöyle demişti: "Hayatın başından beri muazzam bir şeyi bulmanın ceryanı içimde akıyordu. Şu veya bu miskin ve sıkkın hassasiyeti içinde birini arıyordum.Birini..." Ve nihayet üstadın kandisi için dönüm noktası dediği ve gerek hayatında gerek ruh dünyasında gerekse edebiyatında büyük değişime sebep olan Abdülhakim Arvasi Hazretleri ile tanışması gerçekleşir ve bir daha ondan kopamaz. Bu dönüm noktasını da şöyle anlatır: "Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum" İşte bu beyit Necip Fazıl'ın inanç, his ve şiir dünyasındaki değişimi anlatır. Korku ve sıkıntının yerini artık huzur ve inanç almıştır. Bu manevi hava içerisinde yeni hayatının ilk eseri olan "Tohum" u yazmıştır. Bundan 4 yıl sonra da ilerde baş köşeye oturtacağı ve yaşadığı ruh ıstırabının şiirini, "Çile"yi kaleme almıştır. Sıkıntılı ruh halleri ve arayışları geride kalmıştı. Ama ilerde bu değişimi kabullenemeyen ve bir anda yüz çeviren çevrenin baskıları ve Üstad'ı yaralayacak tutumları görünüyordu. Ama Üstad inandığı gönül verdiği ve dönemin büyük bir kesimini etkisi altına alacak davadan vazgeçmeye niyetli değildi. Bu ilk devreden sonra 2 Kasım 1945'te başlayarak 5 Haziran 1975'e kadar çeşitli periyotlarla yayınlanan "Büyük Doğu"yu büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu. Bu yayını 1949 Ramazan ayında kurulan "Büyük Doğu Cemiyeti" takip etti. Gerek Büyük Doğu'da gerekse diğer yazılarındaki tutumu, defalarca demir parmaklıklar ardına gönderilen Üstad'ın çileli hapis hayatının gerekçesi olarak gösterildi. Hatta 1959'da aleyhine o kadar dava açılmıştı ki davaların yarısı mahkûmiyetle neticelense 101 sene hapis yatması gerekecekti. 1961 'de tahliye edildiğinde önünde 2 yol vardı. Ya her şeyden el etek çekmek ya da her şeye topyekün el uzatmak... Tercihi daha önce de tahliye edildiği günlerdekinden farklı değildi. "Son Posta" gazetesinde yazmaya başladığı bu günlerde çeşitli illerde de konferanslar düzenledi. Bir yandan yazıp bir yandan konferanslar düzenleyen Üstad hakkında suçlamalar ve yargılamalar devam ediyor, kitapları toplatılıyordu. 1973 seçimlerinden sonra beliren siyasi ve dini manzara karşısında uslubunda derin bir ıstırap ve inkisar saklıydı. Ve bunu şöyle belirtti: "Biz tam 30 yıl tırnaklarımıza kan ve ciğerimize kaynar su oturmuş; bu netice için mi çalıştık, çabaladık, didindik, yırtındık, yıprandık helak olduk..." Hacca gittiği bu yıldan bir sene sonra şiirlerini düzelttikten sonra tek kitapta; "Çile" de (1974/Bütün Şiirleri) topladı. Ve "Şairliğimin tek ve eksiksiz kadrosu" diyerek Türk Edebiyatı'na armağan etti. 1980'de "Şairler Sultanı" ve 1982'de "Yılın Fikir ve Sanat Adamı" seçildi. Ömrünün son günleri Erenköy'deki evinde adli tıp raporlarına rağmen dönem devlet başkanınca af yetkisi kullanamayarak bir tür infaz emri verilmiş 1,5 yıllık mahkumiyeti yüzünden götürülme tehdidi altında mahzun sohbetler içinde geçti. Ve mayıs ayında bir gece yatağında doğrulup gözlerini derin karanlığa dikti. Dudakları hafifçe kıpırdadı: "Demek böyle ölünürmüş..." |




26 Mayıs 1904'îe sabaha karşı dünyaya geldi Ahmet Necip Fazıl Kısakürek.
Başı gövdesinden büyük olan ve doktorların yaşama şansı vermediği bu
çocuk evin tek erkek evladıydı. Okumayla erken yaşta tanışan ve tutkulu
bir okuyucu olan Necip Fazıl'ın mektebe olan bağlılığı ise çok güçlü
değildi. Anaokulu yaşlarında Fransız Mektebine başlayan Necip Fazıl'ın
eğitim serüveni; Amerikan Koleji, mahalle mektebi ve Rehber-i İttihad
Mektebinde devam etti.
1916 yılında "Ne oldumsa bu mektepte oldum" dediği, Deniz Harp Okuluna başladı. Yahya Kemal Beyatlı ve Hamdullah Suphi gibi önemli isimlerle tanıştığı bu okulda "şair" lakabıyla ilk aruz talimlerine başladı. 3 yıl eğitim gördüğü bu okuldan diplomasını ilave edilen 4. Yılı bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra Avrupa'ya tahsile gönderilen ilk talebe grubu içerisinde Paris'e gönderildi. Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde eğitim gördüğü bu yıllar kendi tabiriyle bir bohem içerisinde geçti.